Zaman Makinesi
Az önce yemekte kızım dedi ki: "Anne yakın gelecekte bir zaman makinesi icat edileceğini düşünüyorum." Yaş sekiz. "Bana da öyle geliyor," dedim. "E ama daha önce olmayacağını söylemiştin." Anaokulu döneminden filan bahsediyor herhalde. Devamında yapmak zorunda kalacağım açıklamaları gözüm kesmiyorsa, heves kırıcı biçimde konuştuğum doğrudur. Hiç öyle kınamayın, çocuk gelişimi de bir yere kadar. Anneyiz ama insanız. Al bak, geçen gün konu "Tanrı'nın kötülük problemi"ne geldi. Yok efendim eğer Allah'ın zaten buna gücü yetiyorsa, şeytanın yaptıklarını neden engellemiyormuş; her şeyi görürken olan kötü şeyleri nasıl görmezmiş; eğer bizi sevdiği için yarattıysa neden üzülmemize izin veriyormuş. Bir şeyi sevmek demek, onu üzmemek demekmiş. Bla bla. Koca koca teologlar yüzyıllardır bunu tartışıyorlar a benim güzel kızım. Bir yandan sofrayı toplarken, bir yandan ağzına bir parmak tasavvuf nasıl çalayım? Şeytan da Allah'ın bir memuru be yavrum, rolün bu dediler, o da üstüne düşeni yapıyor mu diyeyim? Biraz daha büyümesi gerektiğini söylüyorum tabii. Ertelemek candır.
Bu akşam öyle olmadı ama zaman makinesini icat ettik. Benimki bonkör, "Vallaha parası neyse veririm anneeeğ, alırım o zaman makinesini, binerim ona." Bin yavruuum! "Giderim bebekliğime ohh, yatarım şöyle". Kollar başın arkasında kavuştu bile. "Herkes benim kölem olur." Herkes dediği ben oluyorum. "Bi ağlarım, süt içerim. Kakamı yaparım. Bi ağlarım, altımı değiştirirsin. Ama sakın sütle, kakamı karıştırma. İkisine de farklı ağlarım." "Olur, karıştırmam kızım." Tam da burası çocuk olduğunu tekrar ele verdiği yer. Şıp şıp, anne duygusallığı is loading. Sütle, kaka ağlamaları karışmaz, olur. Peki karışmıyor mu? Öyle bir karışıyor ki. Bir kere biz ağladığımızda, kölemiz yok ki gelsin, ihtiyacımızı karşılasın. Anlasınlar da gözümüzün yaşını silsinler diye bekliyoruz melül melül. Çocukken duyulmadın mı? Otur, ben seni dinlerim. Güvenli bağlanamadın mı? No ghosting, yes strong bonds. Bak seninleyim. O matematik öğretmenin yüzünden kendini yıllarca gerizekalı zannedip durdun mu? Merak etme. Gözlerindeki zeka parıltısından bahsederim. Hep bekliyoruz işte. Ne zaman ki acıkıyoruz, anlasınlar ve bizi kana kana süte doyursunlar istiyoruz. Ne zaman ki çok fena sıçıyoruz, koşsunlar ve biz üzerini sıvamadan ortalığı temizlesinler istiyoruz. Çoğunlukla da bunları içimizden istiyoruz. Hani derler ya sessiz çığlık. Bi tık iyisi kedi mırıltısı. Hâlâ daha duymamışlarsa, ortadan sıkılan diş macunu yüzünden kavga. E canım sen de anla artık. Bizimki kutsal süt ve kaka davası. Ve ayrıca diş macunları ortadan sıkılmamalı.
Zaman makinesine binsem ne mi yapardım? İlk aklıma gelen üniversite sınav tercihimi değiştirmek oldu. Afilli iktisat tercihim yerine, o puanımın tuttuğu ODTÜ Felsefe vardı ya, ODTÜ Felsefe... Ona girerdim işte. Piyasa şartları, aile kaygısı, kazanç beklentisi, falan filan yüzünden uygun görüldüğüm o çok şık üniversitemin malum bölümünü yazmazdım tercih kağıdına. Felsefeye girerdim. Ruhumun "yuvada" hissedeceği yere. Mezun olmadan bir milyon tane kitap okumuş olurdum bile. Muhtemelen akademisyen olurdum. Esasında zaten oldum da bir dönem. Ama bu sefer öz hakiki akademisyen olurdum. Akademisyen kalırdım. Okurdum, yazardım, çizerdim, düşünürdüm, konuşurdum. İştahım kapanmazdı. İçimde bir şey dürtmezdi sürekli, "Yok, bu da değil," diyerek. Bizimkisi kutsal süt ve kaka davası, bir zaman makinesiyle başlayan. İşte sana felsefe!


Yorumlar
Yorum Gönder